safiye's profilesafiye adlı kullanıcının...PhotosBlogListsGuestbook Tools Help
                                                                                           Kıymetli vaktinizi benim için harcadığınız için teşekkür ederimGülümseme

Comments (116)

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in


Don't have a Windows Live ID? Sign up

Dec. 26
ahmed akwrote:
 
 

BAHÇEMİZİN GÜLLERİ


 

Çocuklarımız…

Rabbimizin nimeti, dünyamızın zînetidir çocuklarımız.

Onlar, bahçemizin gülleri, gönlümüzün bülbülleridir. Peygamberimiz (asm) çocuklar için “Cennet çiçekleri” tâbirini kullanmış. Onları ne de çok severmiş Efendimiz (asm).

Üstlerine titreyerek, onları maddî ve mânevî her musibetten muhafazaya çalışırsınız. Meselenin maddî kısmı belli. Oturmasına, kalkmasına, yemesine, içmesine dikkat edersiniz. Hasta olsalar; onlar uyur, siz uyanık kalırsınız. Onların başı ağrısa, sizin ruhunuz sızlar. Ayaklarına diken batsa, sizin kalbiniz kanar.

Fakat iş sadece yedirip içirmekten, giydirip kuşatmaktan ibaret değil ki!

İyi bir eğitim alması da gerekir. Onu da temin edersiniz. İyi okullarda okutursunuz. “Adam” olsun istersiniz. Eh, olur da! Filanca kurumda görev alıp, iyi bir makama da yerleşir. Ağa olur, paşa olur; veya iş kurar, patron olur ve sâire…

Hiç “hamal” olmasını istemezsiniz. Gönül bu ya!

Bitti mi?

Hayır, bitmedi.

Bir zamanlar, babası oğluna: “Oğlum, sen adam olmazsın!” demiş. Oğul okumuş, başarmış, yüksek bir makama gelmiş. Bir gün, raiyyetindekilerden birine vazife vererek:

“Git, filân köyde, filân yerde, şöyle bir zât var” diye tarif edip “Onu buraya getir” demiş.

Gidilmiş. O zât getirilmiş.

Makamdaki “oğul”, huzurdaki “baba”ya:

“Bak, baba! Bana adam olmazsın demiştin. İşte görüyorsun, okudum ve ‘adam’ oldum” demiş. Acı bir tebessümden sonra, huzurdaki baba:

“Sen makam sahibi olmuşsun, ama yine de ‘adam’ olmamışsın” dedikten sonra, üzgün: “Eğer ‘adam’ olsaydın, beni yaka paça huzuruna getirtmez; kalkar, baba ocağına sen gelirdin” demiş.

Demek ki maddî ihtiyaçların yerine getirilmesi, tek başına yetmiyor. Onları, “Îmân insanı insan eder, belki insanı sultan eder” mânâsındaki hakikatlarla tanıştırmak, ahiretlerini kurtaracak İslâmî bilgilerle de donatmak gerekiyor.

Çocuklar ana babalarının yanında Cenâb-ı Hakk’ın bir emanetidir. Onların temiz kalpleri, asil ruhları, körpe dimağları istenildiği gibi işlenmeye elverişli saf bir cevherdir. Kalbinin daha ilk anda iman için genişlemesi, delil istemeksizin kabul etmesi Allah’ın bir lütfudur.

Çocuğu zevke, keyfe alıştırmamak; israf ve lüks düşkünlüğünden uzak kalmasını sağlamak; haram lokma yedirmemek, haram süt emzirmemek ana babanın dikkat edeceği hususlardır.

Onları İslâm ahlâkı ile bugün terbiye etmek gerekir. Yoksa yarın çok geç olabilir! Eğer başıboş bırakılarak yaramaz hâle gelmesine fırsat verilirse ahlâksızlaşır, sefahet bataklıklarında bocalar ve hem dünya hem de ahiret hayatları berbat olur. İşte o zaman anasını saymaz, babasını ayağına çağırır!

Tinerciler, baliciler benzolcüler gökten zembille gelmedi. Bunlar da bu toplumun insanı, bunların da anaları babaları var. Var, ama bunlar da var!...

Bunun örnekleri günümüzde az değil.

Çocukların dünyaları güzelliklerle doldurulmazsa, yerine güzel olmayan şeyler dolar. Çünkü kâinatta boşluk yok.

Çocuğun dünya ve ahiret mutluluğunu gözetmek, onun dünyaya gelmesine vesile olan insanların yani ana babanın önemle üzerinde durmaları gereken bir konudur. Bu hususta Peygamber Efendimiz (asm):

“Hepiniz çobansınız ve hepiniz güttüklerinizden sorumlusunuz” buyurmuşlardır.

Demek ki çocuğun kendisine söylenenleri anlamaya başladığı ve düşüncelerini az çok ifade edebildiği yaşlardan itibaren dinî bilgileri vermeye başlamak gerekiyor. Onları, dünya ve ahiret mutluluğunu temin edecek hayat yolculuğu için hazırlamakla mes’uldür ana baba.

Çocuklara ilk öğretilecek şeyin ise “Lâ ilâhe illallah” cümlesi olduğunu söylüyor Hz. Peygamberimiz (asm).

Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin:

“Bir çocuk küçüklüğünde kuvvetli bir ders-i îmanî almazsa sonra pek zor ve müşkül bir tarzda İslâmiyet ve imanın erkânlarını ruhuna alabilir. Âdeta gayr-i müslim birisinin İslâmiyeti kabul etmek derecesinde zor oluyor, yabanî düşer” cümleleri, önemli bir teşhistir.

“Ağaç yaşken doğrulur” derler.

Umduğumuz her güzel şeyi, çocuklarımıza önce verelim ki sonra alalım; “eyvah” dememek için…

   

                                                          Yeni Asya / Lahikâ

 hayırlı cumalar selam ve dua ile kardeşim


Dec. 25

http://mursit-htp5858.spaces.live.com/guestbook/fakehandlerpage

 Hayırlı günler kardeşim

 Güzel bir hafta sonu geçirmen dilegiyle

 RABBİM yar ve yardımcımız olsun

Sevgiyle kalın

Dec. 13
 

 
 
 
 

Geçmiş için hep keşkeler..

Yarınlar hep umutsuz..

Hala bir yabancı gibisin hayatına..

Ömür bir selin hızından bile daha hızlı geçiyor..

Ve sen,

 selle birlikte sürüklenip gidenleri

Umutsuzca ve kayıtsızca izliyorsun..

Ömür için hayaller kurarken,

ÖLÜM, için ne yapmaktasın...?!!!

Kapı kapı bu yolun son kapısı ölümse;
Her kapıda ağlayıp o kapıda gülümse!


1982

Necip Fazıl Kısakürek

n
 
 
 
 
Dec. 13
ahmed akwrote:

BİRAZCIK DA ÜMİT

 

 

 

ARTIK KABUS görmüyordu. Korkuyla uyanmıyordu geceleri. Nedenini bir türlü anlayamıyordu. Hayatında kendi ölümü dışında en korktuğu şey başına geldiği halde artık kabus görmüyordu. Belki de gece kalktığında yanına koşacak güvenli el gittiğinden dolayı görmüyordu kabusu. Kim bilir..

Ölümle dost mu olmuştu yoksa.. hayır bunu tam söyleyemezdi. Fakat artık o korkunç geceler uzaklaşmıştı. Bu bile yeterdi onun için. Kendine şaşıyordu doğrusu. Herkezin sulu göz diye hitap ettiği biri en sevdiği insanın ölümünde bir damla bile yaş dökmemişti. Belki kabullenememiş belkide çocuk kalbi yokluğu reddetmişti.

O günü ve öncesinde geçen olayları bütün detaylarıyla hatırlıyordu. Yaşadığı en uzun gün dü o gün. O günü anlatan küçük bir roman bile yazabilirdi. Geceden anlamıştı babasının yolcu olduğunu.

İyi hatırlıyordu tv daha haftanın her günü yayın yapmıyordu. Ve o gece en sevdikleri program vardı. Vadideki Hayat. Ailecek dizinin başlamasını bekliyorlardı. Derken baba eve geldi. Morali pek iyi değildi. Herhalde iki gün sonra olacağı kalp ameliyatını düşünüyordu. Birden hiç sebep yokken çocuklara kızmış ve daha siz yatmadınız mı, diyerek yatağa yollamıştı.

Çocuklar ağlayarak yataklarına gitmişlerdi. Fakat hiç biri uyuyamamıştı. Derken kapı açılmış ve baba içieriye girmişti. Onlardan özür dilemiş hatta sölerinin arasında belkide birkaç günlük ömrü kaldığını söylemişti. Sonra tek tek onlara sarılmış beraber ağlamışlardı. Onu nekadar da seviyordu. Gölünü nasılda fethediyordu. Hele diziyi seyredebileceklerini söyleyice babasına karsı derin sevgiyi ve saygıyı tekrar hissetti.

Ertesi sabah çok önemli bir gündü. Sırf o gün için ameliyatı ertelemişti. Ablasının okulunda okul birincisinin olan öğrencinin velisi sıfatıyla konuşma yapacaktı. Şimdiden çok heyecanlıydı. Tedirginliği biraz da bu yüzdendi.

Ve ertesi gün öğle üzeri babası bir taksiyle eve getirilmişti. Konuşma yaparken heyecanlanmış ve bayılmıştı. Bu yeni bir kriz alameti diye yormuşlardı. Eve geldiğinde biraz sakindi. Yatağa yatırdılar. Hatta çok iyi hatırlıyor o gün derby bir maç vardı Fenerbahçe ile Trabzon arasında. Ona maç başlayıca haber vermesini söylemişti.

Ve sonra kriz...

Birden babası çıldırmışçasına debelenmeye, errafa yumruklar vumaya başladı. Anne ve evde olan diğer bir-iki komşu onu tutmaya çalıştılar fakat muafak olamadılar. Babasının kulak dibindeki anadamarım bir yerindeki misket büyüklüğündeki şişiği çok iyi hatırlıyordu. Sanki beyne kan gitmiyor cırpınıp duryordu. Sonunda başını yatağın sivri köşesine çarptı ve kan akmaya başladı.

Kan akınca sakinleşti. Tekrar yatağa yatırdılar. O andan sonra konuşamaz oldu bir şeyler söylemeye calışıyor fakat ne söylediği anlaşılmıyordu.

Bir müddet sonra annesi onu meyve alması için bakkala yolladı. Yolda babaanneye rasladı. Baba anne babayı sorunca o pek iyi olmadığını söyledi. Babanne rüyasında ayakkabısını kaybettiğini söledi ve ağlamaklı bir halde apartmana girdi. Bir müdet sonra maç başladı. Babası tvnin bulunduğu odadaydı. Babasına maçın başladığını haber verdi. Babası konuşmadan el işaretiyle tvyi kapatmasını söyledibir müddet sonra ev tıklım tıklımdı. Doktorda gelmişti. Yeni akşam olmuştu. Çocukları odadan çıkarmışlardı. Derken halasının bağırma sesini duydu. Hemen odaya koştu. Babası doktor ve birinin elide ayağa doğrultulmuştu fakat o çuval gibi yığılmıştı. Ve sonra bağrıltılar ağlamalar inlemeler. O şaşkındı olanlara anlam veremiyordu. Oldukça genç yaşında dul kalan annesi pencereden atlamaya kalkıştı. Zor tuttular. Annesinin o hareketi onu çok korkuttu sanki babasına bir şey olmamış gibi annesine birşey olacak diye endişe ediyordu.

Bütün bunlar olurken ve Ablasının, halasının haykırışları apartmanı çınlatırken o bir damla bile gözyaşı dökmemişti. Yada hatırlamıyordu. Sonra onu aldılar ve alt kattaki komşuya götürdüler. O uyumak istiyordu. Sadece uyumak. Ve korkusuzca yatağa girdi.

Ve uyumuştu...

Güzel bir rüya görmüştü fakat rüyı cok az hatırlıyordu. Uyandığında hissettiği tek şey sevginin ve güzel olan hiçbir şeyin yok olamayacağıydı. Küçük ruhu güzelliği ve sevgiyi hissettikten sonra onun yok olduğunu kabul etmeye isyan ediyordu. Bu mümkün değildi. Ya sevgi yoktu varsa da yok olamazdı. Babası yok olmamıştı bir gün tekrar kavuşacaklardı.

O sırada cenaze apatrmandan indiriliyordu. Köye götüreceklerdi.

O cenaze arabasının hemen arkasındaki minibüsteydi. Yol boyunca yolculuğu düşündü. Babasının yolculuğunu. İlk kez orda cennet kavramı dünyasına geldi. Cennet mutlaka olmalıydı. Yoksa babasını elinden kimse alamazdı. O gün onun gitmesine izin vermiş se eğer bu yüzdendi. Ağlamamıştı çünkü ayrılığa inanmamıştı. Sevenler ayrılmazdı, güzellikler yok olamazdı zira.



cumamız hayırlara vesile olsun duada buluşma ümidiyle selam ve dua ile

Dec. 12
<< First    < Previous    Next >    Last >>