safiye's profilesafiye adlı kullanıcının...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    January 28

    .........

     
     
     
     
     
     
     
     
        
     
     
     
     
     
     
     
     
     
                        

    Terzinin tövbesi

     
     
     
     
     

    Bir terzi Allah dostlarından birine sorar:
    -Peygamberimizin, "Allahü teâlâ, günahkâr kulunun tövbesini, canı gargaraya gelmeden kabul eder" hadis-i şerifi hakkında ne buyurursunuz?
    Cevap vermeden o kimseye sorar mubarek zat.
    - Mesleğin nedir?
    -Terziyim, elbise dikerim.
    -Terzilikte en kolay şey nedir?
    -Makası tutup, kumaş kesmektir.
    -Kaç senedir, bu işi yaparsın?
    -Otuz senedir.
    -Canın gargaraya geldiği zaman kumaş kesebilir misin?
    -Hayır, kesemem!
    -Bir müddet zahmet çekip, öğrendiğin ve otuz sene kolaylıkla yaptığın bir işi, o zaman yapamazsan,  ömründe hiç yapmadığın tövbeyi o zaman nasıl yapabilirsin? Bugün gücün yerinde iken tövbe et! O zaman belki yapamazsın, buyurdu.

    ... ve tövbe...

    Endonezya nasıl müslüman oldu?

     
     
    Kendi halinde bir tüccardı. Bir gün kumaşları gemiye yükledi. Endonezya'ya gitti, oraya yerleşti. İşini orada devam ettirdi. Kumaşları kaliteliydi. Tam da halkın aradığı cinstendi. Kendisi de kanaat sahibi bir insandı. Kazancı az olsun, temiz olsun düşüncesindeydi. Bir gün geç geldi iş yerine. Eleman iyi bir kâr elde etmişti sattığı mallardan. Merak etti, sordu:

    - Hangi kumaştan sattın?

    -Şu kumaştan efendim.

    -Metresini kaça verdin?

    -On akçeye.

    -Nasıl olur?" diye hayret etti,

    -Beş akçelik kumaşı on akçeye nasıl satarsın? Bize hakkı geçmiş adamcağızın. Görsen tanır mısın onu?

    Eleman gitti, müşteriyi buldu, getirdi. Dükkan sahibi müşteriyi karşısında görür görmez, helâllik istedi ve fazla parayı müşteriye uzattı. Müşteri şaşırmıştı. Böyle bir durumla ilk defa karşılaşıyordu.

    -Ne demekti hakkını helâl et?

    Olay kısa sürede dilden dile dolaştı. Çok geçmeden kralın kulağına kadar vardı. Sonunda kral kumaş tüccarını saraya çağırdı. Kral sordu:

    -Sizin yaptığınız bu davranışı daha önce biz ne duyduk, ne de gördük. Bunun aslı nedir?

    -Ben, dedi tüccar, bir Müslüman'ım. İslâm dini böyle emreder. Müşterinin bana hakkı geçmişti. Dolayısıyla kazancıma haram girmişti. Ben sadece bir yanlışı düzelttim.

    Kral,

    -İslâm nedir, Müslümanlık nedir? gibi peş peşe sorular sordu. Birer birer sorularını cevapladı. Kral ilk defa duyuyordu böyle bir dinin varlığını. Fazla zaman geçirmeden İslâm'ı kabul etti. Daha sonra kısa süre içinde de halk Müslüman oldu.

    250 milyonluk nüfusa sahip olan bugünkü Endonezya'nın Müslümanlığı kabul etmesindeki sır sadece beş akçelik kumaştı. Yapılan tek şey vardı sadece: İnandığı gibi yaşamak, sahip olduğu güzellikleri çevresiyle paylaşmaktı. Efendimizin müjdesi herkese açık: "Doğru ve güvenilir tüccar, kıyamet gününde peygamberler, sıddıklar (doğrular) ve şehitlerle beraberdir." Yani, asıl etkili olan söz dili değil, hal diliydi. Konuşmaktan çok yaşamaktı. Anlatmaktan ziyade davranış dilinin devreye girmesiydi.


    3 sual 1 cevap

     
     

    Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'ye felsefecilerden bir grup geldi. Suâl sormak istediklerini bildirdiler. Mevlânâ hazretleri bunları Şems-i Tebrîzî'ye havâle etti. Bunun üzerine onun yanına gittiler. Şems-i Tebrîzî hazretleri mescidde, talebelere bir kerpiçle teyemmüm nasıl yapılacağını gösteriyordu. Gelen felsefeciler üç suâl sormak istediklerini belirttiler, Şems-i Tebrîzî;

    -Sorun! buyurdu.

    İçlerinden birini başkan seçtiler. Hepsinin adına o soracaktı.

    Sormaya başladı:

    -Allah var dersiniz, ama görünmez, göster de inanalım.

    Şems-i Tebrîzî hazretleri;

    -Öbür sorunu da sor! buyurdu.

    O;

    -Şeytanın ateşten yaratıldığını söylersiniz, sonra da ateşle ona azâb edilecek dersiniz hiç ateş ateşe azâb eder mi? dedi.

    Şems-i Tebrîzî;

    -Peki öbürünü de sor! buyurdu.

    O;

    -Âhirette herkes hakkını alacak, yaptıklarının cezâsını çekecek diyorsunuz. Bırakın insanları canları ne istiyorsa yapsınlar, karışmayın! dedi.
     

    Bunun üzerine Şems-i Tebrîzî, elindeki kuru kerpici adamın başına vurdu. Soru sormaya gelen felsefeci, derhâl zamânın kâdısına gidip, dâvâcı oldu.

    Ve;

    -Ben, soru sordum, o başıma kerpiç vurdu. dedi.

    Şems-i Tebrîzî;

    -Ben de sâdece cevap verdim. buyurdu.

    Kâdı bu işin açıklamasını istedi. Şems-i Tebrîzî şöyle anlattı:

    - Efendim, bana Allahü teâlâyı göster de inanayım, dedi. Şimdi bu felsefeci, başının ağrısını göstersin de görelim.

    O kimse şaşırarak;

    - Ağrıyor ama gösteremem, dedi.

    Şems-i Tebrîzî;

    - İşte Allahü teâlâ da vardır, fakat görünmez. Yine bana, "şeytana ateşle nasıl azâb edileceğini" sordu. Ben buna toprakla vurdum. Toprak onun başını acıttı. Hâlbuki kendi bedeni de topraktan yaratıldı. Yine bana;"Bırakın herkesin canı ne isterse onu yapsın. Bundan dolayı bir hak olmaz." dedi. Benim canım onun başına kerpici vurmak istedi ve vurdum. Niçin hakkını arıyor? Aramasa ya! Bu dünyâda küçük bir mesele için hak aranırsa, o sonsuz olan âhiret hayâtında niçin hak aranmasın?" buyurdu.

    Felsefeci, bu güzel cevaplar karşısında mahcûb olup, söz söyleyemez hâle düştü.

    January 11

    İsrailden teşekkürler

     
     

     
    israil'den Teşekkür!





































    December 29

    ...

     
     
    December 26

    Hayırlı cumalar

     
     
     
    Image Hosted by ImageShack.us
    December 21

    Unutmamak

     
     
     
    Bir sabah yaşlı bir bey,sabah erken evinden çıkmış,yolda yürürken bir bisikletin kendine çarpması ile yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış.
    Sokaktan geçenler,tavırlarıyla insanda saygınlık uyandıran bu adamı hemen en yakın sağlık birimine ulaştırmışlar.
    Hemşireler adamcağızın yarasına pansuman yapmışlar,ama
    "Biraz beklemesini ve röntgen çekerek herhangi bir kırık veya çatlak
    olup olmadığını inceleyeceklerini" söylemişler.
    Yaşlı adam huzursuzlanmış ve "acelesi olduğunu,tetkik istemediğini" söyleyerek
     kalkmak istemiş.
     
     
    Hemşireler bugün tatil olduğunu hatırlatıp merakla acelesinin nedenini sormuşlar
    Adamcağız da:
    "Karım huzur evinde kalıyor,her sabah onunla kahvaltı etmeye giderim,
    geç kalmak istemiyorum" demiş.
    Hemşirelerden biri:
    "Karınız,siz gecikince merak edecegini düşünüyorsunuz heralde,
    telefon edip haber verelim"demiş,
     
     
    Adam üzgün bi ifade ile
    "Ne yazık ki karım alzheimer hastası ve benim kim olduğumu bilmiyor.
    ben bakamadığım için huzur evinde tedavi görüyor"demiş.
    Hemşireler oldukça şaşkın bir halde:
    "Madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor,neden hergün onunla kahvaltı yapmak için koşturuyorsunuz?"demişler.
    Adam buruk bi sesle
    "Ama ben onun kim olduğunu biliyorum"demiş.
     
     
    BÖYLESİ SEVGİ BULUTLARI ÜZERİMİZDEN HİÇ EKSİK OLMASIN ...
     
    December 17

    Delinin veliye tavsiyesi

     
    y1pJblfSGCwSO3WxsZ8SctID85DwZ7KUkTXlSKsLXqZ5rksl73Mg7t9r9q8PkZ157Zl[1]
     
     

    Bayezid-i Bestamî hazretleri. Büyük velilerden. Bir gün tımarhanenin önünden ge

     

    çiyor. Tımarhane hizmetçisinin tokmakla birşeyler dövdüğünü görüyor:

    -Ne yapıyorsun?

    Hizmetçi:

    -Burası tımarhanedir. Delilere ilâç yapıyorum.

    -Benim hastalığıma da bir ilâç tavsiye eder misin?

    -Hastalığını söyle.

    -Benim hastalığım günah hastalığı... Çok günah işliyorum..

    -Ben günah hastalığından anlamam... Ben delilere ilâç hazırlıyorum..

    Parmaklığının arasından konuşulanları duyan bir deli,(!) Bayezid-i Bestamî hazretlerine:

    -Gel dede, gel! Senin hastalığının çaresini ben söyleyeyim, diye seslendi.

    Bayezid-i Bestamî hazretleri, delinin yanına sokularak:

    -Söyle bakalım, benim derdime çare nedir? dedi.

    Deli(!) şu ilâcı tavsiye etti:

    -Tevbe kökü ile istiğfar yaprağını karıştır... Kalb havanında tevhîd tokmağı ile döv, insaf eleğinden geçir, göz yaşıyla yoğur, aşk fırınında pişir... Akşam-sabah bol miktarda ye... O zaman göreceksin senin hastalığından eser kalmaz, dedi.

    Bu güzel ilâcı öğrenen Bayezid hazretleri:

    -Hey gidi dünya hey! Demek, seni de deli diye buraya getirmişler, deyip oradan ayrıldı.

    Bu ilâç, halen günah hastası olanlara tavsiye olunmaya değer bir ilâçtır. Yani bu formülün hükmü hâlâ devam etmektedir.

     
    December 07

    Hayırlı bayramlar


     

    bayramxz9[1]
     
     
     
     
    a000002[1]                  Komik_Karikatrler_Karikatr_Resimleri_kurban[1]
     
     
    inek8oq[1]
     
     
    KURBAN_4%20(2)[1]
     
     
     
    bayramm1hf[1]
     
     
     
    sutmevzusu[1]           y1pkYGDNkNjrhWFEGCJPccbixUH6lkBMxBd7Zg2kidTmTC0LMJ-8owh5D8rCCqVAsj1[1]
     
    00020242[1]HERKESE HAYIRLI BAYRAMLAR00020233[1]
     
     
    November 30

    4 mevsim

     
     

    Bir zamanlar 4 Oğlu olan bir adam varmış..
    Çocuklarının çok erken karar vermemeleri ve önyargılı olmamaları için onları bu konuda eğitmek istemiş.
    Böylece her birini uzak bir yerde duran Ağacın yanına gidip ona bakmalarını istemiş. .


    İlk oğlan Kışın gitmiş, İkincisi İlkbahar, üçüncüsü yazın ve sonuncusu sonbaharda.
    Geri döndüklerinde hepsini bir araya çağırmış ve ne görüklerini sormuş.
    İlk Oğlan Ağacın çok çirkin, yaşlı ve kupkuru olduğunu söyledi.


    İkinci oğlan Hayır yeşillikle doluydu ve canlıydı dedi.


    Üçüncü oğlan başka fikirdeydi. Çiçekleri vardı ve kokusuyla görüntüsüyle o kadar muhteşemdiki,
    daha önce hiç böyle bir şey görmemişti.


    Sonuncu Oğlan hepsinin haksız olduğunu ve ağacın meyvelerle dolu, canlı ve hayat dolu olduğunu belirtti.


    Yaşlı Adam Oğullarına hepsinin haklı olduğunu söyledi. Çünkü hepsi farklı mevsimlerde ağacı görmeye gitmişti.
    Onlara bir Ağacı veya bir İnsanı, kısa bir süre veya bir mevsim tanıdıktan sonra yargılayamayacaklarını anlatmaya çalıştı. Yada neye sahip olup olmadıklarını.
    Gerçekleri ancak sonunda, 4 mevsimi gördükten sonra görürsünüz.


    Eğer kışın vazgeçersen İlkbaharın nimetinden olursun, Yazın Güzelliğinden ve Sonbaharın bütünlüğündende.
    Bir mevsimin acısının, diğer güzel mevsimleri parçalamasına izin vermeyin.
    Hayatınızı bir mevsim(bir dönem) yüzünden yargılamayın.
    Unutmayınki ilerde şuanki zamanı arayabilirsiniz.
    Yada daha güzel günlerde yaşayabilirsiniz..
     
    November 24

    ESMA-ÜL HÜSNA


     

    [Resim: 54130292dz5.jpg]
    [Resim: 60819453oh8.jpg]
    [Resim: 37705541av5.jpg]
    [Resim: 41780657bc6.jpg]
    [Resim: 43170801yy9.jpg] 
    [Resim: 49871771tr3.jpg]
    [Resim: 68445424le5.jpg]
    [Resim: 76485860qd9.jpg]
    [Resim: 63142940ck2.jpg] 
    [Resim: 10bp0.jpg]
    [Resim: 11wd5.jpg]
    [Resim: 12yx3.jpg]
    [Resim: 13yu7.jpg]
    [Resim: 14xx5.jpg]
    [Resim: 15yj5.jpg]
    [Resim: 16dr8.jpg]
    [Resim: 17tz2.jpg]
    [Resim: 19bz5.jpg]
    [Resim: 18uf4.jpg]
    [Resim: 20gi8.jpg]
    [Resim: 21jm9.jpg]
    [Resim: 22gc4.jpg]
    [Resim: 23nw5.jpg]
     
    [Resim: 24jp3.jpg]

    [Resim: 26ds7.jpg]
    [Resim: 27vx4.jpg] 
    [Resim: 28ng7.jpg]

    [Resim: 30sm8.jpg] 
    [Resim: 31oh3.jpg]
    [Resim: 32gj3.jpg]
    [Resim: 33fo3.jpg] 
    [Resim: 34is7.jpg]
    [Resim: 35ha9.jpg]
    [Resim: 36ag1.jpg] 
     
    November 08

    Başı Yerde Aşık


     

    http://farm4.static.flickr.com/3205/2618761169_30fef17dcf.jpg?v=0

    Gerçek sevgi, sevenin varlığını kaplayan, ondan taşan, dışa vuran ve görünür kılınan bir vetiredir. Sevme duygusundan dolayı kişinin dış dünyasına yansıyan her şey aslında soyut olanın somutlaşması, özün kabukta yansıması, siretin surete aksetmesinden ibarettir.

    Bu bakımdan sevgi öncelikle seveni, sevenin sevgisi oranında da sevileni etkiler. Sevenin sevgiliye karşı takındığı tutum ve davranışlar, onun huzurunda veya gıyabında gösterilen gayret ve hizmet, bu sevginin dışa vurumunda da başlıca belirleyici unsurdur.
    Eski terbiye geleneğimizde, konuşulan sözü, üç yerde baş eğerek dinlemek bir kaidedir. Bunlardan biri büyüklerin küçükleri  azarladıkları, ayıpladıkları, hatalarını ikaz ettikleri esnada küçüğün başını eğerek dinlemesidir (yazık ki modern hayatta küçükler büyüklere baskın çıkma konumundalar). İkincisi, kendisine iltifat edilen kişinin tevazu gereği başını yere indirmesi, bunun mahcubiyeti ile mahviyetkârlık göstermesidir (Bu dahi şimdilerde tersine dönmüştür). Başı yere indirmenin üçüncü sebebi asıl konumuz olan gerçek sevgi ve hürmettir.

    Evet, seven her daim sevgiliye bakmayı ister, bu doğrudur; illa ki sevgili kendisine baktığı anda bakış yönünü hemen yere indirmeye yeltenir. Gerçek sevginin göstergesi işte bu hâldir. Göz elbette kalbin aynasıdır ve elbette sevenin kalbi sevgiliye yönelik olmak, her daim ona bakmak arzusu güder; ne var ki iş tersine döndüğünde, yani sevilen lutfedip sevene baktığında, sevenin sevgi dolu kalbi, sevgilinin kalbindeki celale, onun haşmet ve heybetine dayanmakta zorluk çeker.

     
    http://img176.imageshack.us/img176/7210/i72897392613486ds0.jpg
     
     Sevenin bu heybetten utanması, kendisini sevgilinin celali karşısında saygıya ve dolayısıyla gözlerini yere indirerek mahviyet göstermesine vesile olur. Aksi takdirde gerçek sevgi taşıyan bir kalb, sevdiğinin yüzüne bakmaya dayanamaz, yerinden fırlayacakmış gibi çırpınmaya başlar, kaynar, fokurdar.
     
    Hani eskilerin Efendiler Efendisi’nin güzel adı anıldığında sağ ellerini kalplerinin üstüne bastırma halleri vardır ya; işte bu tavır, Sevgili’nin adı anılınca kalbi yerinden oynatan gerçek sevginin zaruri bir neticesidir. Öte yandan gözler, delalet ettikleri gerçekleri dilden daha net açıklarlar. Sevgilinin gözlerine bakıp da sevgisinin karşılığı olan gerçeği öğrenmek yerine sevgilinin sözlerini dinleyerek umuda yapışmak, elbette sevgi işine daha layıktır. Dilden dökülenleri te’vil etmek, veya nalıncı keseriyle yontmak mümkündür, ama gözlerin anlattığını hiçbir yorum zerre miktar yerinden oynatamaz. Üstelik sözler bazen meramın tam tersini ifadelendirebilir, ama gözler asla yalan söylemez.

    Krallar ve sultanlar töresidir, huzura kabul edilen kişiler yere bakacaktır. Bu onları hem memnun eder hem de tebaalarına karşı heybetlerini, bir ölçüde de saygı ve sevgilerini arttırır. Nitekim yüksek makamdakilerin huzurunda onların yüzüne bakmayıp yere bakarak arz-ı hâl (arzuhal) eylemek bugün dahi edeb ve terbiye bilenlerin nihai saygı tavrıdır.
     
    İmdi, sevgili adını kalbinde ve dilinde her an zikr ü tesbih eden (anan ve tekrarlayan), sevilenin emir ve isteklerini kendi arzularından önde tutan, emrine boyun eğen, bunun karşılığında maddi veya manevi herhangi bir menfaate yönelik talepler gözetmeyen, sevgili adı anıldığında bütün varlığıyla ona yönelen, bir an olsun tereddüt göstermeden onun varlığı içinde kaybolmayı isteyen, sevgiliden konuşulmayı, onun güzelliğinden, yüceliğinden, yeganeliğinden bahsedilmeyi adeta bir vecd hali gibi canla başla kabul eden bir âşıkın, başını yere eğip bütün benliğiyle, hiçbir sapma göstermeden kendini ona teslim etmesinden daha tabii ne olabilir!?..
     
    Sevgilinin yaşadığı yerlere gidip onun ayak izlerine basmayı, aradaki engelleri kaldırıp vuslata kapı açacak sebeplere yapışmayı, ondan her söz edilişte heyecan ve ürpertilere düşmeyi, sevgilinin lehinde ve aleyhinde söylenenlerden etkilenip ona göre ya muavenet, ya gayret göstermeyi, velhasıl onunla sevinmeyi, onunla üzülmeyi varlığının her zerresiyle kabul eden bir âşık için başını yere indirmek de ne gam!..
     
    Bunu tekkelerin önünde kuru ekmek parçası bekleyen köpekler bile yapıyor!..
     
     
    İskender PALA
    October 29

    Aşk Dediğin Üç Harf, Beş Nokta…‏


     

    http://ayhanozturk.files.wordpress.com/2007/05/228045707_4b4dbdd8cb.jpg
     
    Aşk dediğin elif gibi olmalı, dümdüz, dosdoğru…

    Aşk dediğin şın gibi olmalı, şeksiz, şüphesiz ve üç noktası özü, sözü, gözü anlatmalı…

    Aşk dediğin kaf gibi olmalı, kaf dağı gibi ulaşılmaz erişilmez olmalı, iki zirvesi iki nokta gibi göğe uzanmalı, biri can biri canan olmalı…   Hem kaf aşkın kalbidir onu çıkarınca gariye aş kalır mide kalır…

    Aşk gönül işidir; gıdası cananın tebessümü, bir tatlı sözüdür…

    Alemin var olma sebebi Aşk’tır, dünya Aşk ile döner, güneş her sabah Aşk’a gülümser, yıldızlar kara gecede Aşk’ı aydınlatır, yağmur bile Aşk’ı yeşertmek için yağar aleme…

    Gülün nazı, bülbülün niyazı hep Aşk içindir… 

    Şairlerin yazdığı, ressamların çizdiği hep Aşk değil midir?

     “… Aşk sözcüğü zaten sözlükte sarmaşık demekmiş.  Bir sarmaşık çınarları servileri nasıl sarmalarsa Aşk da öyle sarıp sarmalarmış çınar gibi yiğitleri, servi boylu dilberleri ve her sarmaşık sardığı ağacı kuruturmuş; sonunda dıştan yemyeşil ve güzel gösterirmiş ama içten içe kurutur, çürütür, çökertirmiş… ”

     “ … sevmenin tabakaları muhabbet, Aşk ve dert olmak üzere üç derecedir;

    - muhabbet odur ki; mahbubunu görürse memnundur, görmezse kaydında değildir,

    - Aşk odur ki; mahbubunu görürse memnundur, görmezse mahzundur,

    - dert odur ki; mahbubunu görürse de mahzundur, görmezse de mahzundur… ”

    Aşk hüznün dostudur, hasretin yoldaşı…  Gurbettir hep aşkın mekanı…  Hep biri ister, biri gözler, birden başkası düşmanıdır aşkın…

    http://img2.blogcu.com/images/h/u/z/huzunbulutum/kalpqk3.jpg

    Aşkın tek gıdası, ekmeği, aşı, aşığın gözyaşıdır.  Aşkın bayramı maşuğun bir tek tebessümüdür…

    Aşk; görebilmektir, binlerce kişi içinde onu görebilmek, ama bazen de görmezden gelebilmektir.

    Aşk dua etmektir; “Yarabbi ona da benim sevgimi ver” gibi dualar aşığın duası değildir, çünkü aşkta karşılık beklemek yoktur.  Aşığın duası her an “Yarabbi onun hakkında hep en hayrlısını nasip et, ona gelecek dertler, üzüntüler bana gelsin” diyebilmektir.  Ya da “Ben öleyim o kalsın, ben ağlayayım o gülsün” …

    Ama en önemlisi Hz.Ebubekir’in duası gibi dua etmektir.  Hani diyor ya “Yarabbi benim vücudumu o kadar büyüt ki cehennemde benden başka kimseye yer kalmasın.” İşte Aşık en azından diyebilmeli ki “Yarabbi benim vücudumu iki kişilik yap eğer onun cezası varsa onun yerine de ben yanayım, yer kalmasın cehennemde o dışarda kalsın.”

    Hatırlamak; unutanlara has bir özellktir.  Aşk dediğin unutmak tükenmektir diye bilip hiç unutmamaktır…

    Aşk; herşeyi, her anı, her zamanı, her mekanı O ve diğerleri diye ayırmaktır.  Onsuz bir geçmişi buruşturup çöpe atabilmek, onsuz bir geleceği hayal bile etmemektir.

    Aşk, Nazdır.  Tüm sevdaların olmazsa olmazı naz..  Türk’ün ta Türkistan’dan çıkıp geldiği, İstanbul’un Fatih’e ettiği naz…  Naz anlayana niyazdır.  Bilesin!

    Aşk en çok da haddini bilmektir…

    Ve aşk susmayı bilmektir, susabilmektir…

    Aşk dediğin…

    Neyse…

    October 25

    istediğiniz resme tıklıyarak ortada açılmasını sağlayabilirsiniz


     

     

       ( BEYENDİYSENİZ EĞER; ALTTAKİ bloga al YAZISINI TIKLAYIN SİZİN ALANINIZDADA OLSUN Göz kırpmaVEDE ŞİMDİDEN HAYIRLI OLSUNGülümseme )

           

                  

     

     

    DOSTLAR OLMALI İNSANIN

    DOSTLARI OLMALI İNSANIN,

    AYNEN GEMİLERİN LİMANLARI GİBİ.

    ZAMAN ZAMAN UĞRADIĞIN,YÜKÜNÜ BOŞALTTIĞIN,

    DALGALAR DİNİNCEYE KADAR BEKLEDİĞİN KOYNUNDA.

    SONRA AÇIK DENİZLERE UĞURLAMALI SENİ,

    GERİ DÖNECEĞİN GÜNÜ BEKLEME UMUDUYLA,

    BAZEN,RÜZGARA O AÇMALI YELKENİNİ,

    YANAĞINA KONAN BİR ÖPÜCÜĞÜN COŞKUSUYLA,

    HALATLARINI ÇÖZMELİ,

    SENİ ÇOK AMA ÇOK ÖZLEMELİ.

    DOSTLARI OLMALI İNSANIN,

    ERMİŞ,BİLGE,HAYATI EZBERE OKUYABİLEN ,

    DÜŞÜNMEDİKLERİNİ DÜŞÜNDÜREN,

    SENİ BİR CAMBAZ İPİNDE,GÜVENDE TUTABİLEN,

    GEREKTİĞİNDE SENİN İÇİN ATEŞİ YUTABİLEN,

    YOLUNU IŞITAN OLMALI,

    ŞEKİLLENDİRMEYI ÖĞRETMELİ HAYATIN ÇÖMLEĞİNİ.

    SANA VERMELİ SOĞUK BİR KIŞ GÜNÜNDE

    ÜZERİNDEKİ TEK GÖMLEĞİNİ….


     

    October 05

    Fark etmeli

     
     
    Farkında Olmalı İnsan
    Kendisinin, Hayatın, Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı.Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen…
    Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını Fark Etmeli!
    Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını Fark Etmeli!
    Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahirete Nispetle Anne Karnı Gibi Olduğunu Fark Etmeli!
    Henüz Bebekken “Dünya Benim!” Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların “Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum İşte!” Dercesine Apaçık Kaldığını Fark Etmeli!
    Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Fark Etmeli!
    Baskın Yeteneğini Fark Etmeli Sonra!
    Azrailin Her An Sürpriz Yapabileceğini, Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini Fark Etmeli İnsan!
    Ve Ölmeden Evvel Ölebilmeli…
    Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini Fark Etmeli!
    Eşref-İ Mahlûkat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu Fark Etmeli!Ve Ona Göre Yaşamalı!
    Gülün Hemen Dibindeki Dikeni Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü Fark Etmeli!
    Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını Fark Etmeli!
    Sevdiğine “Seni Çok Seviyorum!” Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü Fark Etmeli!
    Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini Ama Arka Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu Fark Etmeli!
    Zenginliğin Ve Bereketin Sofradayken Önünde Biriken Ekmek Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini Fark Etmeli!
    Annesinden Doğarken Tertemiz Teslim Aldığı Gırtlağını 60-70 Yıl Sonra Sigara Yüzünden Azrail’e Soba Borusu Gibi Teslim Etmenin Emanete Hıyanet Sayılacağını Fark Etmeli!
    63 Yıllık Ömründe Hiç Karnı Doymayan Bir Peygamber’in (S.A.V.) Ümmeti Olarak Aşırı Beslenme Yüzünden Sarkan Göbeğini Fark Etmeli. FARK ETMELİ!!!
    Ömür Dediğin Üç Gündür,
    Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür,
    O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür, O Da Bugündür…!!!
     
    October 02

    :)


     

    5 yaş sendromu Açık ağızlı
     

    Ramazan 1
    Bu gün evde bir acaiplik var.
    Herkes sessizce işine okuluna gidiyor.
    Annem 'Zeynep hadi sana kahvaltı hazırlayalım' dedi.
    Kimse yemek yemiyor, su içmiyor.
    Ablam bile!

    Ramazan 5
    Önce diyet yaptıklarını sanmıştım.
    İzledim hepsini.
    Akşama doğru hepsi sessizleşiyor.
    Sofrayı hazırlayıp ezanı bekliyorlar.
    Onları böyle seyretmek, öyle hoş ki.
    Başka zaman, susmak bilmeyen ablamın bu hali içten içe güldürüyor beni.
    Ama gülmeye cesaretim yok.

    Ramazan 9
    'Niye böyle yapıyorlar? ' Ablama sordum, 'Büyüyünce anlarsın..' dedi.
    Zaten başka ne der ki…
    Anneme sordum, Ramazan dedi.
    Babama sordum, Oruç dedi.

    Ramazan 11
    Bu Ramazan ve Oruç isimli iki kişi, bizimkilere yeme-içme yasağı koymuş demek.
    Arkadaşım Fatıma'ya sordum.
    Onun ailesi de gündüzleri yemek yemiyor su içmiyormuş.

    Ramazan 14
    Kaşık çatal sesleri, konuşmalar duydum.
    Uyandım.
    Babama haber vermeye koştum, yatağında yok!
    Çaresiz, huysuz ablamın odasına koştum.
    O da yok!
    Korkmadım, Ben bu hırsızların hakkından gelirim! ' dedim.
    Aldım elime paspasın sapını, aniden açtım mutfak kapısını.
    Sopamı havaya kaldırdım öylece kaldım oracıkta.
    Bizimkiler yemek yiyorlar!
    Vay uyanıklar.
    Gündüz Oruç ile Ramazan'dan korkup gece yiyorlar.
    Birde üstüme gülüyorlar…
    Korkaklar.

    Ramazan 17
    Önceleri, Oruç ile Ramazan'ı bulup şikayet etmeyi düşündüm.
    Fakat ablamın yemek yemedikçe pamuk gibi yumuşadığını fark ettim.
    Babam ile Annem de artık tartışmıyorlar.
    O zaman devam.
    Belli ki Oruç ve Ramazan iyi kalpli iki amca.

    Ramazan 19
    Her gün bize beyaz başörtülü teyzeler geliyor.
    Oturup birlikte Kur'an okuyorlar.
    Her zaman ki gibi mobilyadan, gelinden, kaynanadan, konuşmuyorlar.
    Ellerini açıp herkese dua ediyorlar.
    Sevim teyze de başını örtmüş.
    Çok da yakışmış

    Ramazan 22
    Her şey aynen devam ediyor.
    Televizyonlar bile uslu uslu konuşuyor.
    Hepsi akşam ezan okuyor.
    İftar iftar deyip bütün şehir birden yemeğe başlıyor.
    Ne hoş.

    Ramazan 24
    Oruç'u merak ediyorum.
    Geçen gün Ayşe teyzem Annemle konuşuyorlardı.
    Şöyle şöyle yaparsam Oruç bozulur mu?
    Yok böyle olursa Oruç kaçar mı?
    Demek ki Oruç, çok duygulu birisi.
    İnsanlar kötü bir şey yapınca bozuluyor.
    Kötülüğü gördüğü yerden kaçıyor.
    Oruc'u ve Ramazan'ı artık iyice merak ediyorum.
    Onlarla tanışmaya can atıyorum.

    Ramazan 25
    Bu günlerde herkes Kadir gecesinden bahsediyor.
    Şimdiye kadar gecesi olan bir adam göremedim.
    Bu Kadir de kim?
    Bin aydan hayırlı gecesi varmış.
    O gece uyumamak, namaz kılmak, Kur'an okumak önemliymiş.

    Ramazan 26
    İftarı çok sevdim.
    Akşam yemek yemeye İftar diyorlar.
    Gece yemek yemenin adı da Sahur.
    İftar sonrası eğlenceler oluyor.
    Babam camilere götürüyor bizi.
    Herkes sokaklarda, camide, neşe içinde.

    Ramazan 28
    Merak içinde beklerken uyuyakaldım.
    Kadir, gecesiyle beraber gelmiş gitmiş.
    Ben göremedim.
    Anlayamıyorum.
    Bu yüzden ağabeyimi çok özlüyorum.
    Ablama soru sormaya kalksam, bana doya doya gülüyor.
    Sonra da arkadaşlarına anlatıyor, birlikte gülüyorlar.
    Sinir oluyorum.
    Abim uzak bir şehirde üniversitede okuyor.
    'Abim ne zaman geliyor? ' diye aneme soruyorum.
    'Bayram gelsin, o da gelecek' diyor.
    Oruç, Ramazan, gece gelen Kadir'den sonra şimdide Bayram! ..
    Soramıyorum 'Bayram kim? ' diye.
    Neden o gelmeden abim gelemiyor?
    Belki de abimin arkadaşıdır.
    Çok özledim abimi.
    Bayram'ı da alsın gelsin tanışalım.

    Ramazan 29 / Arefe
    Sonunda bir hanım ismi duydum.
    Arife diyemiyorlar mı ne?
    Arefe diyorlar.
    Niye Arefe?
    'Arife' olması gerekmiyor mu?
    Yengemin adı gibi yani...
    'Arefe geliyor, daha temizliği bitirmedik.' diyor Annem.
    Demek ki Arife teyze çok titiz.
    İyice telaşlandılar.
    Bir Bayram diyorlar, bir Arefe, harıl harıl çalışıyorlar.
    Temizlik yapılıyor.
    Yemekler hazırlanıyor.
    Anneme 'Bayram ne zaman gelecek? ' dedim, 'Arefe'den sonra' dedi.
    Demek ki Bayram ile Arefe evli değil.
    Akraba da değil.
    Kafam karma karışık.
    Salih abim bi gelse de her şeyi bana anlatsa.

    Ve Bayram geldi

    Sabah kalktığımda, herkesi kahvaltıda yakaladım! .
    Oruç öldü heralde diye düşündüm.
    Gece Abim gelmiş.
    Sevinçten haykırdım.
    Çok özlemişiz birbirimizi.
    Bütün olanı biteni bir güzel anlattım Abime.
    Yüzüme bakarken, bana tebessüm ettiğini gördüm.
    Ablama sormamakla ne iyi ettiğimi anladım.
    Abimin tebessüm ettiği yerde, Ablam kahkaha atar.
    Abime küser gibi yaptım, hemen gönlümü aldı.
    Bana her şeyi baştan anlattı, bu sefer de ben gülmeye başladım.

    ***

    Abimden söz aldım.
    Kimseye anlatmayacak, konuştuklarımızı yazmak için izin istedi.
    Ben de verdim..
    Ramazan günlüğü işte böyle ortaya çıktı.
    Abim buna bir de isim buldu: 5 Yaş Sendromu.
    Sendromu anlamadım.
    Ama olsun, Abime güveniyorum.
    Gerçi Ablam'a göre 4 yaşındayım.
    Annem 5 yaşında olduğumu söylüyor.
    Babam daha 4 yaşından gün almadı diyor.
    Abim bu konu beni aşar diyor.

    Bayramı çok sevdim.
    Ama Ablam tekrar o sinirli haline dönecek diye, Ramazanın gidişine çok üzüldüm...

    Bizim için her gün Ramazan olsa! ...
    Ne iyi olur...

    September 30

    Hayırlı bayramlar

    September 26

    ???

    85[1]

     

     

    dua[1]

     

     

    220_Kucuk[1]

     

     

     
    y1pfpfesc9mtjvli2lnog9aex3[1]
     
     
     

    affeden20kazanir202dp3vbj9[1]

     

     

    65xy[1]

     

     

    ayet4bm6fp4[1]

     

    dinigif10ik[1]

     

    lailaheillallahtn2[1]

     

    soz2fa5th[1]

     

    940367nebia38e5[1] 

     

     

    gulvo0[1]

     

    sfdgsdhsjr2[1]