safiye's profilesafiye adlı kullanıcının...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    July 19

    ===

    22bp0[1]
     
     
    sfdgsdhsjr2[1]
     
     
     

    allahmuhammadky7[1]                              muhtarinkizi0zk1vb7[1]       

     

     

    audici142[1]             

     

     

    y1pKqHZkeU8oCvvh8vlshbJrbVIO0GDtQovGWkFhy08EjBice-Wb116sWHcoEhhfmY8[1]  

     

     

    moh19vx[1]moh19vx[1]moh19vx[1]             

     

    muhammeddh0[1]

     

     

    59rp[1]

    mesaj


    Dünya nüfusunu, mevcut halklarin nispetlerini muhafaza ederek, 100 kisilik bir köy kadar küçültebilseydik bu köy söyle olacakti:
    57 Asyali:

    21 Avrupali,
    14 Amerikali (Kuzey,Orta,Güney)

    ve 8 Afrikali
    Bunlarin 52’si kadin , 48′i erkek olacakti
    30 beyaz , 70 beyaz (+ + )olmayan,
    30 Hiristiyan, 70 Hiristiyan olmayan,
    89 heteroseksüel
    , 11 homoseksüel
    6 kisi bütün servetin % 59′una sahip olacakti ve bunlarin hepsi ABD kökenli olacakti.
    20 kisi iy evlerde yasayacakti,

    30 kisi okuma-yazma bilecekti,
    1′i ölmek üzere , 1′i de dogmak üzere olacakti.
    1 kisi bilgisayar sahibi,

    1 kisi de (evet, sadece 1 kisi) üniversite mezunu olacakti.
    Simdi sunlari göz önünde bulundurun:
    Bir harp tehlikesi
    ile, iskence görmek ihtimali ile, aç kalma korkusu ile karsi karsiya degilseniz, 500 milyon insandan daha iyisiniz.
    Tutuklanmaktan
    , iskence görmekten yahut öldürülmekten korkmadan ibadethaneye gidebiliyorsaniz 3 milyar kisiden daha iyi bir sansa sahipsiniz.
    Buzdolabinizda yiyeceginiz
    , üzerinizde elbiseniz ve basinizi sokup uyuyabileceginiz bir eviniz varsa,
    dünyadaki insanlarin % 75′inden daha zenginsiniz.
    Bankada ve cüzdaninizda para
    varsa, dünyanin en imtiyazli % 8′i arasindasiniz
    Anneniz
    , babaniz sag ise, siz bu dünyada nâdir kisilerden birisiniz.
    Birisi sizi düsündü ve bunu gönderdi, çünkü okuma
    yazma bilmeyen 2 milyar kisiden biri degilsiniz.
    Paraya ihtiyacin yokmus gibi çalis .

    Kimse seni üzememis gibi sev .
    Kimse seni seyretmiyormus gibi danset .
    Kimse seni dinlemiyormus gibi sarki söyle .
    Bu mesaji dostlarina gönder .
    Göndermezsen hiçbir sey olmaz.
    Gönderirsen, belki bunu okuyan birisi gülümser……

    Veya……
    sen gene her zaman yaptigin gibi nereye oldugunu bilmeden, kan ter içinde kosmaya
    ve hayattan sikayet etmeye devam et

    July 17

    esma'ül hüsna

      
    Powered by Audici
    June 29

    Moralİn Nİye Bozuk ?


     

    MORALİN NİYE BOZUK?
    HZ. ADEM (A.S.)GİBİ 200 SENE TEVBE Mİ ETTİN?

    MORALİN NİYE BOZUK?
    HZ.İBRAHİM GİBİ ATEŞE Mİ ATILDIN?

    MORALİN NİYE BOZUK?
    HZ.ZEKERİYYA (a.s)GİBİ TESTEREYLE Mİ KESİLDİN?

    MORALİN NİYE BOZUK?
    HZ.YUSUF (as) GİBİ KUYUYA MI ATILDIN?

    MORALİN NİYE BOZUK?
    HZ.MUHAMMED (sav) GİBİ TAİF'TE TAŞLANDIN MI, BAŞINA İŞKEMBE Mİ KONULDU NAMAZ KILARKEN, DİŞİN Mİ KIRILDI, YÜZÜNE TÜKÜRÜK MÜ ATILDI, HİCRETE Mİ ZORLANDIN, SEVDİKLERİNDEN Mİ AYRILDIN?

    MORALİN NİYE BOZUK?
    HZ.HAMZA (r.a) GİBİ BURNUN KULAĞIN MI KESİLDİ?

    MORALİN NİYE BOZUK?
    MUSAB BİN UMEYR GİBİ KOLLARIN MI KESİLDİ?

    MORALİN NİYE BOZUK?
    CAFER BİN EBU TALİP GİBİ OK, MIZRAK VE KILIÇ DARBELERİYLE YARALANDIN MI?

    MORALİN NİYE BOZUK?
    AMMAR,SÜMEYYE, YASİR GİBİ İŞKENCE Mİ GÖRDÜN?

    MORALİN NİYE BOZUK?
    BİLAL GİBİ KIZGIN KUMLARA YATIRILIP, ÜZERİNE TAŞLARMI KONDU?

    MORALİN NİYE BOZUK?
    YUNUS PEYGAMBER GİBİ DENİZE Mİ ATILDIN?

    MORALİN NİYE BOZUK?
    EYÜP PEYGAMBER GİBİ VÜCUDUNU YARALAR MI KAPLADI?

    MORALİN NİYE BOZUK?
    HZ. İSA GİBİ ÇARMIHA MI GERİLMEK İSTENDİN?

    MORALİN NİYE BOZUK?
    ÜSTAD GİBİ ZİNDANA MI ATILDIN, ZEHİRLENDİN Mİ?

    HALA MORALİN Mİ BOZUK?
    NE DÜŞÜNÜYORSUN, DÜNYALIK İŞLER Mİ?
    SİLKİNELİM, KENDİMİZE GELELİM........?

    ÜZÜLECEKSEN, NAMAZINI KAZAYA BIRAKTIĞIN İÇİN, TEHECCÜDE KALKAMADIĞIN İÇİN, BİRİNİN KALBİNİ KIRDIĞIN, PAZARTESİ PERŞEMBE ORUCUNU TUTAMADIĞIN İÇİN ÜZÜL
    ÜZÜLECEKSEN BUGÜN ALLAH İÇİN BİR ŞEY YAPAMADIĞIN İÇİN, ALLAH VE RESULÜ (SAV)'NÜ MEMNUN EDEMEDİĞİN İÇİN ÜZÜL

    FİLİSTİN'DE, ÇEÇENİSTAN, BOSNA HERSEK'TE, IRAK'TA VE DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDA ZULÜM GÖREN, İŞKENCE EDİLEN, ÖLDÜRÜLEN DİN KARDEŞLERİN İÇİN ÜZÜL
    ÜZÜLÜRSEN, BİR FAKİRE YARDIM EDEMEDİĞİN İÇİN, YETİMİN ELİNDEN TUTAMADIĞIN İÇİN ÜZÜL
    ÜZÜLÜRSEN, AFRİKA'DA VE DİĞER ÜLKELERDE BİR LOKMA EKMEK BULAMAYAN, HASTALIKLARLA MÜCADELE EDEN İNSANLAR İÇİN ÜZÜL

    ÜZÜLÜRSEN,KUR'AN-I YETERİNCE OKUYUP, HAYATINA TATBİK EDEMEDİĞİN İÇİN ÜZÜL
    ÜZÜLÜRSEN, PEYGAMBER EFENDİMİZ'İ, CANINDAN, MALINDAN,AİLE BİREYLERİNDEN, HERŞEYDEN ÇOK SEVEMEDİĞİN İÇİN ÜZÜL

    ÜZÜLÜRSEN, HAKİKİ MANADA KUL, EFENDİMİZ'E ÜMMET OLAMADIĞIN İÇİN ÜZÜL
    ÜZÜLÜRSEN, EFENDİMİZ'İN ŞEFAATİNE NAYİL OLAMAMA KORKUSUYLA ÜZÜL...
     
     

    5168almawlid11nf1[1]
    May 11

    %

     
     01[1]
     
     
    Bir insan sahip olduğu şeyden ne isterse, efendisi kölesinden nasıl bir itaat beklerse, Allah da kulundan bunu bekler.

    İnsan makine alır, kendisi için çalıştırır, araba alır gideceği yere ulaşmak için; Allah da kullarını yaratmış, kendisine itaat etsin diye...
    Kâinattaki her şey Allah’a itaat eder. Toprak zerre zerre Allah’ın emrindeki, toprak gibi bir şeyden her şey yaratılıyor. Yıldızlar ve gezegenler Allah’ın emrindeki, o çok büyük şeyler, hızla hareket ettikleri hâlde çarpışmıyor! Gökte yıldızlara, toprakta köklere, suda balıklara, vücudumuzda hücrelere hükmeden Allah’tır. Her şey Allah’ın emrindedir!

    Her ağacın yaprağı farklı, her yaprak topladığı enerjiyi köke veriyor. Kök, yapraklara su gönderiyor. Ağaç bütünüyle seferber olup, meyvesini veriyor... O meyveler de şifa kaynağı depolanmış insan için...

    Güneşten gelen ışıklar, bulutlardan gelen sular, dağlardan gelen rüzgârlar insan için...

    Kocaman kâinatı insanın hizmetine sokan Allah, insandan da kendisine “İTAAT” etmesini istemektedir.

    İnsan vücudu bir çiftliğe benzer. Organlarımız o çiftlikte çalışan makinelerdir. Allah diyor ki: “O çiftliği benim adıma çalıştırın. Çiftlikteki aletleri benim adıma işletin; size cennet gibi bir ücret vereceğim!” Bunun tersini düşünelim. Adam Müslüman... Eğer içki içiyorsa, kadeh tutan eli, gayrimüslim elidir. Adam Müslüman... Haram lokma yiyorsa, ağzı gayrimüslim ağzı gibidir. Bu sebepten ‘Müslüman’ım’ diyenler, organlarını tek tek İslâm’a uydurmak zorundadır. Aksi halde çiftlik Müslüman’dır, çalışanlar gayrimüslim...

    Almanya’ya gittiğimde dediler ki: “Sen de bir şeyler söyle...” Dedim ki: “Ey Müslümanlar! Mister Huk’a itaat ettiğiniz kadar, Allah’a itaat edin, evliya olursunuz!” Camiden çıkarken, bir adam ağlaya ağlaya yanıma geldi. “Ben...” dedi: “Amerikalı patronuma itaat ettiğim kadar, Allah’a itaat etmiyorum. Allah beni affeder mi?”

    Allah Rahman ve Rahim’dir. Tövbe et. Haramları terk et, sünnet-i seniyyeye ittiba et; çok muhterem insan olursun.”

    Sahabenin geçmiş hayatını düşünün. Onlar bir tövbeyle her türlü haramı terk etmişler, her türlü helale ittiba etmişler. Ve mükemmel insan olmuşlar. Bu yol, herkes için açıktır...

    Sen âmirine, kumandanına, patronuna, babana ve ustana itaat eder gibi Allah’a itaat etmeyi öğrenmelisin! Sen, evini, barkını düşündüğün gibi, dinini imanını düşünmelisin! Sen, parçalanan bir gemiden, okyanusa düşmüş kazazede de olsan, intihara hakkın yok, çırpınmalısın! Sen, uzun yolların yolcusu değil, camiyi sokağa bağlamaya memursun!

    “Rabb’im, nihayet Sana itaat edeceğiz...
    artık ne kin, ne haset, ne de yaşamak hırsı,
    Belki bir sabah vakti, belki gece yarısı,
    Artık nefes almayı bırakıp gideceğiz...”
     
     
     
     
     
     
    y1ppVseDR3fyuWGOGrpXuEZRGpCGDnnaUYGzLGNlrZ4nGpTWtx-Lzi1CoslGtGljn9w7Beqvc7oFFI[1]
     
     
     
     
     
     
     
     
     
    Camiler[1]
     

    y1pV6ZqzTfIHsVlaFeTMBg70pLjlnjhygyV8zZ61yZWMqz6grsA9CseHdSV2n8-zpjdLAPcmbkni6U[1]                                   sehadetetimjk8[1]

     

     

      wwwantolojicom584378538ei9[1]

     

     

     
    y1ppVseDR3fyuXIg-iJAptsNT5YodVf46TcnLyXYQC_od6yFiQ9KYzFTHO7IWpFszcWcdNXLFxiHfM[1]
     
     
     
     
     
     
    QKb11784[2]
     
     
     
     
     
    153_Kucuk[1]
     
     
     
     
    yNMVABPLnM[1]
     
     
     
         Bir Salat istiyorum
    Hadi içine biraz gözyaşı katın
    Bir salat istiyorum
    Hadi içine biraz hasret katın
    Birazcık tebessüm
    Bir AHH! katın içine
    Eski günahlara duvar çekercesine
    İçinde biraz aşk koksun
    Resul aşkı koksun
    Ne olur bir salat kopsun içinizden
    Kavuşamadığınıza
    Özlediğinize
    Görmediğinize
    Sadece BİR(1) salat istiyorum
    Ama titreyerek çıkıcak ağızdan
    Canınız yanacak söylerken
    Gözleriniz yaşaracak tamam mı
    Ben sizden yüzlerce salat istemiyorum
    Sadece bir salat
    İçinde körlerin aşkı olanından
    Sağırların aşkı olanından
    Görmeden ve duymadan
    Hiç bir karşılık beklemeden
    Delilerin aşkı gibi
    Gülü verip kaçalım tamam mı???


    ALLAHÜMME SALLİ ALA SEYYIDINA MUHAMMEDİN VE ALA ALİ SEYYIDINA
    MUHAMMED 
     

    soz87[1]            51_Kucuk[1]

     

     

    gulpeygambernj9[1]

     

    benden33331lf9[1]

     

    imps9[1]4vnkghd[1]4vnkghd[1]4vnkghd[1]okuuuuuuuuuuuukv7[1]

     
     
     

    AVRUPALI BAYANLARA ÖZENTİSİ OLANLAR

     

    Alıntı

    AVRUPALI BAYANLARA ÖZENTİSİ OLANLAR
           Aslında böle bi yazı yazmak aklımın ucundan bile gecmezdi ama bazı bayanları bilgilendirmek için böle bir yazı yazmak durumunda kaldım şimdiden kusurum olduysa affola...
           Gecen gün bir programda bir bayan adı lazım degil şöyle bir kelime kullandı ; BEN AVRUPA GÖRMÜŞ  BİR BAYANIM SİZİN SEVİYENİZE İNEMEM .... gibi birşey dedi sonra merak ettim  cogu bayanda özellikle mankenler dunyasında böyle bir özenti var avrupalı manken yerli manken gibi aslında o  özenilen avrupa aslında nasıl bir avrupaymış merak edip araştırdım vede cok şaşırdım ...
           Gecmişte o AVRUPA'nın  aydın ve düşünürlerini araştırdım  ve bakalım  O MODERN KADINLAR için ne demişler;
      M.S 586'da yapılan FRANSIZ konsülü'nde alınan karar şöyledir; ''Kadın bir insandır ama daha cok erkege hizmet etmesi için yaratılmıştır...''
           Bazı batılı filozof ve düşünürlerin görüşleri ise şöyledir;
      EFLATUN; ''KADIN ÇOCUK DOGURMA ALETİDİR...''
      KONFÜÇYÜS;''NEFES ALIP VERMEKLE CANLI MI SAYILIR İNSAN ,DEMİRCİ KÖRÜGÜ DE NEFES ALIR VE VERİR...''
      AUGUSTE COMTE;''ERKEK İLE KADIN ARASINDA GEREK FİZİK YAPISI, GEREKSE AHLAK BAKIMINDAN ESASLI AYRILIKLAR VARDIR.KADIN COCUKLUK DEVRESİNDEN  KURTULAMAMIŞ BİR YARATIKTIR...''
       PLİNY; ''AY HALİ KADININ LANETLENDİGİNİN BİR DELİLİDİR...''
       MONTHHERLAND;''KADIN GECE GİBİ KARANLIKTIR.KARIŞIKLIK İÇİNDE VE HERYERDE YAŞAR...''
       CLAUDEL; ''KADIN BİR GÜNAHTIR . BÜTÜN GÜNAHLAR KADINLARDAN DOGAR...KADIN ERKEGİ  FELAKETTEN FELAKETE SURUKLAER,ONU MAHVEDER... ''
       NİETZSCHE;'' KAHRAMANLARIN EGLENCESİDİR... KADIN GENC İKEN BİR GÜLÜsTANLIKTIR,İHTİYARLANINCA DA CALI DOLU BİR MAGRAYA BENZER..''
        
     
     
                Bazı BATI'lı  atasözleri şöyledir;
        ''bir kadın evinden dişarıya 3 kez cıkmalıdır ; vaftız edildiginde ,evlendiginde ve öldügünde.''
        ''kadın,kedi ve baca evi hiç terk etmemelidir.''
         
               yunan mitolojisinde hayali bir kadından bahsedilir; PANDORA. bütün felaketlerin,afetlerin sebebi olarak bu kadın görülür.
    mitolojilerinde böyle bir algı ve kabule şayan olan kadın gercek hayata ise pislik olarak görülür ve şeytani varlıklardan olarak  kabul edilir.
               roma'da bir oyun oynanırdı;flora. bu oyuna göre kadınlar herkesin ortasında soyunarak  oynatılmaktaydı.
               romalılarda kızlar evlendirilirken bir anlaşma yapılırdı kocanın EFENDİLİGİ ile ilgili bir anlaşma.
              hinduizm,kadının kutsal kitabı ögrenmesini yasaklar,zira kadın buna layık bir varlık degildir.
              budizm'e göre her kim kadınla ilişkiye girerse o kimsenin kurtulması mümkün degildir
              hırıstıyanlıga  göre ilk günahın  kaynagı ve sebebidir kadın ...aynı zamanda fitne ve fesadın da kadın yapmaktadır... kadın cehennemin kapısıdır .... bu işlevlerden ötürü utanılacak bir mahluktur ...
              yahudilik de hırıstıyanlık gibi  kadını, insanı günaha götüren bir müessir olarak görülür . yahudiler için kızlar birar hizmetcidir. tevrat'ta kadınlar için şöyle denmektedir ; kadın ölümden daha acıdır
           
          
                                                                     ve bunlar gibi binlercesi  .........
         ve insan bunları duyunca acaba biz kendimize avrupalı ve ya batılı derken  hata mı yapıyoruz demektan kendimizi alamıyoruz...bunlar kadınlarımızı veya kız kardeşlerimizi  birer hayvan birer eşya olarak  görüyolar biz ise kadınlarımız  için namusumuz için  ölmemiz mi onlara yanlış görünüyo  bilemiyorum orası size kalmış artık ....
         yukarda yazılanlar hiç bir dini hiç bir kişi ve kurumu kötülemek maksadıyla yazılmamıştır  benim her kese ve herkesime saygım vardır hepimiz ADEM ve HAVVA as. geldik onların torunlarıyız BİZ YARADILANI SEVERİZ YARADAN DAN  ÖTÜRÜ deriz ama böle sacma düşüncelerede dur demesini biliriz ...
         şimdi eger halla ben avrupalıyım modernim diyorsanız size tek bir cümlem var;
    eger batılı olmak buysa; ben ortacagdan kalma bir geri kafalıyım kusuruma bakmayın artık....
      
    May 07

    *

    lman9eo5[1]            qurr2002[1]
     
     
     
     
     
     
     
    Mehmet nice zorluklarla büyümüş, delikanlı olmuştu. Evlenecek çağa geldiğini düşünüyordu. Lâkin evlenmek için çaldığı kapılar, hiçbir şeyi olmadığından yüzüne kapanıyordu. Allah’tan ümit kesilmez diyerek pes etmiyor, günaha girmekten korktuğu için evlenmekten de vazgeçmiyordu. Son bir ümitle köyün zengini olarak bilinen ihtiyarın yanına gitti ve içini şöyle döktü:
    “Benim hiçbir mal varlığım da, beni himaye edip barındıracak kimse de yok. Bu güne kadar çeşitli işler yaparak Allah’ın yardımıyla geçinmeye çalıştım. Evlenme çağına geldim. Münasip biriyle evlenmek istiyorum. Fakat yoksul ve kimsesiz olduğumu öne sürerek bana kız vermiyorlar. Bir miktar borç verseniz… Sonra ben çalışır size öderim.”
    012[1]
    İhtiyar bu saf ve kalbi temiz delikanlıyı dinledikten sonra şöyle der.
    “Keşke param olsaydı da sana karşılıksız verseydim evlâdım. Ben köy halkının bildiği kadar zengin değilim. Bir senelik gıda ihtiyacımı karşılayacak kadar tarlam ve ekin zamanı o tarlayı sürmekte kullandığım iki de öküzüm var. Başka da bir şeyim yok.”
    Genç Mehmet diretir:
    “Öküzlerden birini bana verin, onu satıp parasıyla evleneyim. Ekin zamanına kadar çalışır öderim. Şayet ödeyemezsem öküzden boş kalan yere geçer, boynumda sabanla tarlayı ben sürerim.”
    İhtiyar sözlerinde apayrı bir tatlılık sezdiği delikanlıyı kıramaz ve peki deyip öküzün birini verir.
    Mehmet artık evlidir. Köyün hem ahlâk hem de güzellik timsali kızlarından biriyle evlenir. Hayatını mutlu ve huzurlu bir şekilde sürdürmekte, bir yandan da ihtiyara olan borcunu ödemek için var gücüyle çalışmaktadır. Ekin vakti gelmiş çatmış Mehmet bir türlü parayı denkleştirememiştir. Verdiği sözü tutmak üzere ihtiyarın yanına gider. İhtiyara:
    “Size borcumu ödeyeceğimi aksi halde diğer öküzün yanına geçip tarlayı süreceğimi söylemiştim. Evlilik benim düşündüğüm kadar kolay değilmiş. Ekin vakti gelmesine rağmen parayı biriktiremedim. Buraya sözümü tutmak için geldim.” der.
    İhtiyar şaşkın bir şekilde:
    “İyi dersin de evlâdım seni sabanda gören köylü ne der? Ben nasıl cevap veririm?”
    Mehmet “Siz onların söylediklerine kulak asmayın. Size çıkışan olursa siz “ona sorun” diyerek beni gösterin. Ben cevap veririm.”
    “Peki, Sen bilirsin” der ihtiyar.
    Mehmet boynunu geçirir sabana başlar tarlayı sürmeye. İhtiyar arkadan sabanı itmekte, öküzle beraber Mehmet de çekmekte ama yanındaki öküzle bir değildir ki Mehmet. Günler geçtikçe boynunda ve omuzlarında yaralar çıkmakta gittikçe zayıflamaktadır. O yine yaratanına devamlı şükürler etmekte “Belâyı veren onu almaya da kadirdir bu da geçer elbet.”diye söylenmektedir.
    O sırada yoldan geçmekte olan bir atlı Mehmet’in halini görünce merakını yenemez ve ihtiyarın yanına giderek biraz da kızgın bir şekilde ona:
    “Ayıp değil mi Bey Amca utanmıyor musun? Gencecik delikanlıya eziyet ediyorsun. Bu yaptığın insanlığa sığar mı?” diye çıkışır
    İhtiyar sesini çıkarmaz ve “Bana bir şey söyleme” der. “Git kendisine sor.”
    Mehmet de yolcu olduğu anlaşılan bu adama günah işlemekten korktuğu için evlenmeyi düşündüğünü parası olmadığından kendisine kız verilmediğini, ihtiyardan borç olarak bir öküz alıp sattığını ve o öküz parasıyla evlendiğini, borcunu zamanında ödeyemediği için de sabana kendi isteğiyle geçtiğini anlatır.
    Atlı da sevmiştir Mehmet’i. Kuşağındaki keseyi çıkarıp önce ihtiyarın öküz parasını verir. Sonra ona da biraz para verip, o parayla bereketli olması hasebiyle koyun almasını tavsiye eder. O da atlının dediklerini uygular.
    012[1]

    Mehmet’in mal varlığı gittikçe artmaktadır. Ovalara sığmayan sürüleriyle, emrindeki hizmetçilerle köyün ağası oluvermiştir biranda ama o hiçbir zaman gurura kapılmıyor, nimeti vereni unutmuyordu. Zekâtını fazlasıyla dağıtıyor, köyün fakirlerini araştırıp geçim sıkıntılarını gideriyordu. Özellikle de kendi geçmişini unutmuyor, evlenecek yaşa gelip de evlenemeyenlere yardım ediyordu.

    İki de erkek çocuğu olmuştu. Her şey verilmişti kendisine. Servet, şöhret, sıhhat ve iki çocukla süslenen huzurlu bir aile… Seneler sonra yine aynı köyden geçmekte olan o atlı bu kez Mehmet’i o zenginlikle görünce kendisine: “Bakıyorum da hiçbir sıkıntın kalmamış. Bundan sonra rahat bir ömür sürersin” der. Mehmet de “şükürler olsun hiçbir sıkıntım yok ama sen yinede öyle deme. Bunları veren Allah elbette almaya da kadirdir. Buda geçer” diye cevap verir. Mehmet’in cevabı atlıyı şaşırtmıştır. Yine de sesini çıkartmadan atını dizginleyip uzaklaşır.
    Aradan fazla bir zaman geçmemişti ki büyük bir afetin ortasında kaldı. Bir yandan fırtına bir yandan fırtınayla beraber azgınlaşan seller bütün malını yutup götürmüştü. Elinde avucunda ne varsa akan sele kaptırmıştı. Geriye sadece eşeği kalmıştı. O yine devamlı dua ediyor kendi ve ailesinin canına zarar gelmediği için yaratanına şükrediyordu. Köy ağası Mehmet afetten köyün en fakiri olarak çıkmıştı. Hanımına şöyle dert yanıyordu: “Hanım biz köyün en zenginiyken şimdi en fakiri olduk. Sadaka ve zekât dağıtırken muhtaç duruma düştük. Ben artık bu köyde kalamam. Uzak bir köye gidip oraya yerleşelim. Rızkımızı başka yerlerde arayalım.”
    İki çocuğunu eşeğe bindirip kendisi de hanımıyla beraber yola koyulur. Köy köy kasaba kasaba iş aramaya başlarlar. Uğradıkları köylerden birinde çoban aradıklarını ancak köyün dışındaki kulübeden başka kalacakları yerleri olmadığını söylerler. Mehmet de kabul edip işe başlar. İlk önce kulübeyi tamir edip güzelce temizler sonra da vakit kaybetmeden işe başlar.
     
    012[1]

    Mehmet dürüstlüğüyle ve işine olan bağlılığıyla burada da kendini köylüye sevdirir. Köylü başı her derde girdiğinde Mehmet’e koşar canı sıkıldığında Mehmet’e koşar, emanet bırakacak biri mi lâzım akla ilk gelen Mehmet’tir. Kısacası köylü her işini Mehmet’e yaptırmaya alışmıştır.

    O günlerde yabancı olduğu anlaşılan bir adam köye gelir. Köylüye elbisesinin yırtıldığını diktirmek için usta bir terzi aradığını söyler. Onlar da kendilerinin pek beceremediğini ancak köyün dışındaki kulübede oturan Mehmet’in hanımının iyi terzi olduğunu söylerler. Yabancı eve geldiğinde Mehmet evde yoktur Mehmet’in hanımı yabancının elbisesini güzelce diker temizler. O da teşekkür ederek oradan ayrılır, ama yolda kalbine kötülük dolar. Şeytana uyup geri döner Mehmet’in hanımına: “Yolda Mehmet’e rastladım çok zor durumda sürüsüne kurtlar musallat oldu yardıma gitmeliyiz.”der. Hanım da yabancının sözüne inanır çocuklarını evde bırakıp aceleyle kocasına yardıma koşar atının terkisine binip gözden kaybolur. Mehmet döndüğünde çocuklar babalarına: “Bir adam geldi. Önce elbisesini diktirip gitti sonra tekrar gelip senin sürülerine kurtların saldırdığını aceleyle annemi çağırdığını söyledi ve annemizi alıp gitti. Mehmet’in başı ellerinin arasındadır çocuklarına: “Yavrularım adam annenizi kaçırmış. Benim başıma hiçbir belâ gelmedi. Adam yalan söylemiş annenizi kandırmış.” Çaresiz bir şekilde köylüye mallarını tek tek teslim eder. Hepsiyle helâlleşir ve oradan ayrılır. Bu sefer de köy köy, kasaba kasaba hanımını arar, ama o bu kadar sıkıntıya rağmen yine de Allah’a şükredip ondan yardım istemekte ve derdi veren Allah dermanını da verir elbet bu da geçer” der.

    012[1]

    Böylece dolaşırlarken bir nehrin kenarına varırlar. Karşı yakasına geçeceklerdir, ama nehir azgın bir şekilde akmakta, yol vermemektedir. Mehmet ilk önce büyük oğlunu karşıya geçirir orada bırakır ve döner küçük oğluyla eşeğini alır. Nehrin ortasına varmıştı ki gözlerine inanamaz. Bir kurt oğlunu kaçırmaktadır. Telâşla büyük oğlumu kurtarayım derken küçük oğlunu da nehrin ortasında bırakır. Nehrin azgın suları oğulcağızını alıp götürür. Mehmet öylece kalakalır bir oğlunu kurda bir oğlunu da nehrin azgın sularına kaptırmıştır. Çaresiz bir şekilde dolaşmaya başlar. Bir umutla karısını ve çocuklarını arar durur. Böylece seneler geçer. Mehmet yaşlanmaya başladığını hisseder. Saçına sakalına aklar düşmeye başlamıştır. O geçirdiği uzun yıllar, o gezdiği şehirler, beldeler, ülkeler kendisini bir hayli yıpratmıştır. Mehmet yine de azminden bir şey kaybetmiyor, karısını ve çocuklarını bulma ümidini yitirmiyordu.

    Bir gün uğradığı şehirlerden birinin girişinde büyük bir kalabalık görür. Neler olduğunu anlamak için kalabalığa yaklaşır. Bu sırada bir ak güvercin gelip Mehmet’in omzuna konar. Kalabalıktan uğultular yükselmeye başlamıştır. Kendi aralarında;

    “Bu da kim böyle? Saçı sakalı birbirine karışmış, elbiseleri yırtık pırtık, hali perişan. Bu olmaz bir daha deneyelim” derler. Mehmet'in omzundan kuşu alıp tekrar uçururlar. Kuş döner dolaşır yine Mehmet’in omzuna konar bir daha denerler yine Mehmet’in omzunda. Meğer o günlerde ülkenin kralı ölmüş. Halk da adet olduğu üzere beyaz bir güvercin uçurur güvercin kime konarsa kral o olurmuş. Talih kuşu bu sefer Mehmet'i bulmuş. Mehmet ülkeye kral olmuş.

    012[1]

    Mehmet kral oldum diye hemen yan gelip yatmaz. “Mademki halk bana bu görevi verdi en iyi şekilde yapmam lâzım” der. Her gece vezirleri ve diğer devlet erkânını çağırıp toplantılar yapar. Halkın arasına karışıp dertlerini dinler ve böylece devleti âdil bir idare ile yönetmeye başlar. Halk yeni kralını çok sevmiştir. Böyle birden bire çıkıp gelen biri nasıl olur da devleti böyle güzel yönetebilir. Onun Allah tarafından gönderilen bir melek olduğuna dahi inananlar vardır.

    Mehmet gece yaptığı toplantıların birinde baş vezirini göremez. Ertesi sabah veziri çağırıp toplantıya neden katılmadığını sorar. Vezir de “Efendim benim ev biraz şehrin dışında, eşim de yalnız olduğu için geceleri onu tek başına bırakıp gelemiyorum,. Onun için sizden gece toplantılarından affımı istiyorum.”der. Mehmet izin vermez. “Toplantıların faideli geçebilmesi için senin de katılman lâzım. Ne olursa olsun bu toplantılara katılacaksın. Eğer eşinin başına bir şey gelmesinden korkuyorsan evinin kapısına iki nöbetçi bırak.” der. İşte Mehmet devleti böyle idare eder. Hiçbir gevşekliğe müsamaha göstermez.

    Günler böyle gelip geçerken yine o atlıyla karşılaşır. Atlı kendisine: “İstediğin her şeye kavuşmuşsun. Sıkıntın kalmamış. Köyde sefil bir hayat sürerken buraya gelip kral olmuşsun.” der. Mehmet de öyle deme der. Bana önce öküzlük sonra ağalık, daha sonra çobanlık daha sonrada krallık yaptıran Allah her şeye kadirdir. Bu da geçer” Mehmet’in cevabı atlıyı hem şaşırtmış hem de biraz kızdırmış. “Ne zaman senle karşılaşsak, ne zaman senle konuşsak mutlaka sonunda bu da geçer diyorsun. Geçmeyen bir şey var mı bana onu söyle” der. Mehmet de atlıya sorusunun cevabını 6 ay sonra vereceğini söyler. Atlı şaşkın bir şekilde söylene söylene oradan ayrılır.

    Vezirin kapısına bıraktığı iki nöbetçi kendi aralarında sohbete dalmışlardır. Biri diğerine başından geçenleri anlatmaya başlar. “Biz iki kardeştik babam köyde çobanlık yapardı. Bir gün bir yabancı evimize gelip elbisesini diktirdikten sonra annemizi kandırarak kaçırdı. Babamla birlikte onu aramaya çıktık. Derken bir nehrin kenarında beni kurt kaptı. Tepeyi aştığımızda köylüler beni kurdun elinden kurtardı. Ondan sonra babamla kardeşime neler oldu bilmiyorum.” Bunları dinleyen diğer nöbetçi gözyaşlarına hâkim olamaz: “Senin o nehir ortasında bıraktığın kardeşin benim. Babam seni kurtarmak için acele edince beni elinden kaçırdı. Nehrin sularına kapıldım. Uzun bir süre sürüklendikten sonra beni de köylüler kurtardı. Babama neler olduğunu ben de bilmiyorum. Onu bir daha görmedim.” İki kardeş ağlayarak birbirlerine sarılırlar. Doya doya hasret giderirler.
     
    012[1]

    Vezirin hanımı içerden bu nöbetçilerin konuştuklarını dinliyordu. Kendisine daha fazla tutamadı. “Yavrularııııım” diyerek gözyaşlarıyla nöbetçilerin boyunlarına sarıldı. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. “Siz benim yavrularımsınız. Beni kaçıran yabancı, tebdil-i kıyafetle köye gelen vezirmiş. Beni bu vezir kaçırdı.”diyordu. Nöbetçiler iki sevinci birden yaşıyordu. Hem kardeşlerini hem de annelerini bulmuşlardı. Anne, çocuklarını içeri aldı. Onların karınlarını bir güzel doyurdu. Sevdi okşadı. Yılların çektirdiği acılar yavaş yavaş diniyordu. Oğullarını bulmuştu bundan güzel bir şey mi vardı?

    Tam bu sırada vezir içeri girdi. Karısının nöbetçilerle yan yana oturduğunu görünce çok kızdı. Daha bir şey söylemelerine fırsat vermeden ağzına geleni söyledi. “Ben size namusumu emanet adıyorum Siz neler yapıyorsunuz.” diyordu. Derhâl nöbetçilerin idamını emretti. Darağacı kuruldu. İkisi birden sehpaya çıkarıldılar. Cellât tekmeyi vurmadan önce adet olduğu üzere son istekleri soruldu. İki kardeşin hiç umutları kalmamıştı, ama yinede son isteklerini söylediler. “Kralla yüz yüze görüşmek.” Vezir idamın hemen gerçekleşmesini istiyordu. Önce izin vermek istemedi. Ancak yapacak bir şey yoktu. Bu onların son istekleriydi.

    Kral iki delikanlıyı dikkatlice dinledi. Tahtından yavaş yavaş indi. Yüreğinin derinliklerinden gelen hıçkırıklara hâkim olamıyordu. İki gencin yanına geldi. Ellerini omuzlarına koydu. “Oğullarım benim ben, sizin babanızım” dedi. Onların babasıydı Mehmet. Yıllardır aradığı çocukları şimdi karşısındaydı.

    Artık her şey ortaya çıkmıştı. Mehmet’in karısını kaçıran vezir idam edildi. İşte şimdi istediği mutluluğu yakalamıştı. Karısı da çocukları da yanındaydı, ama bu mutluluk da uzun sürmedi. İki ay geçmemişti ki anîden rahatsızlandı. Yaşadığı hayat kendisini çok yıpratmıştı. Kısa bir süre sonrada öldü. Halk aylarca onun yasını tuttu.

    Mehmet’in ölümünden birkaç ay sonra atlı şehre döndü. Sorusunun cevabını alacaktı. Fakat daha şehrin girişinde Mehmet’in öldüğü anlaşıldı. Her yerde matem vardı. Sanki köy de Mehmet'le birlikte ölmüştü. Mezarının başına vardı ve sitem dolu şu serzenişte bulundu. “ ey öküzlük yapan Mehmet, Ey ağalık yapan Mehmet, Ey çobanlık yapan Mehmet, Ey krallık yapan Mehmet. Bu sefer sözünde durmadın. Bu da geçer bu da geçer dedin. Geçmeyen şey nedir? diye sordum cevabını vermeden gittin. Nerelerdesin?” Atlı böyle söylenip dururken bir ses duydu. Bu Mehmet’in sesiydi. “ sorunun cevabı işte burası! ölüm herkese bir defa gelir ama geçmez!”
     
     
        012[1]
     
     
     
    May 01

    .

    204_Kucuk[1]

     

    y1pTdh1zLIMZ8Zm9TeSBYFR6G6MzxyFb6Y7GaTDY4jAIYZvt3nFNy3TrAn_NDIBiQIW4i0ZMZ4rJGo[1]

    208_Kucuk[1]
     
     
     
     
     
     
    Şah Faisal Cami

    Guinness Rekorlar kitabına girebilmiş dünyanın en büyük camisidir. Pakistan'ın başkenti Islamabad'da bulunuyor. Yapımı 1976 yılında başlayıp, 1986 yılında sona erdi.
    Caminin alani 5000 metrekare, 700000 kişinin ibadet edebileceği alan var. Cami bir Türk mimar olan Vedat Dalokay tarafından dizayn edildi.
    Geleneksel camilerin aksine görünümü çok farklı. Arap cadirlari seklinde, çok geniş ibadet yeri var ve 4 minareye sahip.
    Caminin iç bölgesindeki duvarlarda Pakistan'ın unlu sanatçısı Gül Jee'ye ait mozaikler ve kaligrafiler bulunmakta


     
     
     
    y1pPvMhecVanJgQo4ikoyyVuCDH_PfTr88UjBh76GjZ2_tHeTvpjUdLkqxzOqsYX0TnqDHLAkprX_E[1]
     
     
     
     
    439863vldufsl9viiy6[1]
     
     
     
     
    200_Kucuk[1]
     
     
     
    dini1[1]
     
     
     
     
    gulpeygambernj9[1]
     
     
     
     

    thumb806241676lq3hs6[1]

     

     

    y1pqRUhd5q04uEk3am_hLTD64coLhgmGswUMy1m5d5xIaJU7_LPfI0xI8Z-2XBi_rZ43nodXOkdHg7wxnzMk2-o5S0L0zNvf_6n[1]

    April 26

    yeşil

    unbenanntzt8okh8oo9[1]
     
     
     
     
    gul727xr[1]
     
     
     
     
     
                                                                                    100[1]
     
     
     
     
     

    49418360sj2[1]              a8826f12a9fn7[1]

     

     

                                                                                                  ucxglcl9sf41wn0[1]

     

     

    y1pkeC7diSMhjCkDJ7-bkusvhvGE5mqStIvwHlI18hLr3OW-UZWCSxLFPs77ynUFqQoeTtQRsGGdzs[1]

     

     

     

    bleed22yf6pt[1]         

                                                                                                                     068[1]n2[1]

     

                                          birdsfu1[1]birdsfu1[1]birdsfu1[1]birdsfu1[1]

     

                  202_Kucuk[1]

     1varie05bloggf1[1]1varie05bloggf1[1]

     

    April 25

    Öğrendim...

    dividers_96[1]

    Öğrendim

    İnsanlara kendimi zorla sevdiremeyeceğimi öğrendim.
    Yapabileceğin tek şey sevilebilecek biri olmak. Gerisi onlara kalmış...

    İnsanları ne kadar düşünürsen düşün,
    Onların seni o kadar düşünmediklerini öğrendim.

    Güven elde edebilmek için yılların gerektiğini,
    Ama yok etmek için saniyelerin bile yettiğini öğrendim.

    Önemli olanın hayatındaki eşyaların değil,
    Hayattaki kişilerin olduğunu öğrendim.

    İnsanın ancak 15 dakika çekici olabildiğini,
    Ondan sonra alışıldığını öğrendim.

    Kendimi karşılaştırmak için başkalarının en iyi yaptıklarını değil,
    Kendimin en iyi yaptıklarını kıstas almam gerektiğini öğrendim.

    İnsanlar için olayların değil, onların daha önemli olduklarını öğrendim.

    Her ne kadar ince kesersen kes
    Kestiğinin her zaman iki yüzü olacağını öğrendim.

    Sevdiğin kişilere sevgi dolu sözler söylemen gerektiğini,
    Belki bu son defa son görüşün olabileceğini öğrendim.

    Her ne kadar onu çok düşünsen de,
    Yine de gidebileceğini öğrendim

    Kahramanların, yapılması gerekenleri ne pahasına olursa olsun,
    Yapanlar olduğunu öğrendim.

    İnsanların seni hep hesapsız sevdiğini,
    Ama bunu nasıl göstereceklerini bilemediklerini öğrendim.

    Sinirlendiğimde gerçekten buna değse bile asla acımasız olmamam
    gerektiğini öğrendim.

    Gerçek dostluğun ve gerçek aşkın aramızda uzak mesafeler olsa bile
    büyüdüğünü öğrendim.

    Birisinin seni istediğin gibi sevmemesi,
    Onun seni tüm benliğiyle sevmediği anlamına gelmediğini öğrendim.

    Bir arkadaşın ne kadar iyi olursa olsun seni üzeceğini
    Ve senin yine de onu affetmen gerektiğini öğrendim.

    Bazen başkaları tarafından affedilmenin yetmediğini öğrendim.
    Kendini de affetmeyi öğrenmelisin.

    Kalbin ne kadar kırılmış olursa olsun,
    Dünyanın senin acılarından dolayı durmayacağını öğrendim.

    Geçmişimiz ve durumumuzun olduğumuz kişiliği etkilediğini,
    Ama olmamız gerekene karşı sorumlu olduğumuzu öğrendim.

    İki kişinin tartışmasının,
    birbirlerini sevmedikleri anlamına gelmediğini öğrendim.

    Ve tartışmadıkları zaman da sevdikleri anlamına gelmediğini.
    Bazen kişiliğini eylemlerinin önüne koyman gerektiğini öğrendim.

    İki kişinin tamamen aynı olan bir şeye baktıklarında bile
    Farklı şeyler görebildiklerini öğrendim

    Hayatlarında her zaman dürüst bir şekilde daha ileriye gitmek isteyen kişilerin sonuçları önemsemediklerini öğrendim.

    Seni doğru dürüst tanımayan kişilerin,
    Hayatını birkaç saat içinde değiştirebileceklerini öğrendim.

    Verebileceğin bir şey kalmadığında bile bir arkadaşın ağladığında,
    Ona yardım edebilecek gücü bulabileceğini öğrendim.

    Yazmanın, konuşmak kadar duygusal gayret gerektirdiğini öğrendim.
    İnsanları üzmeden ve duyarlı olarak kendi fikirlerini söylemenin
    Çok zor olduğunu öğrendim.

    Sevmeyi ve sevilmeyi öğrendim...

                                                                                                       dua6rz7st8[1]

    April 20

    ,

    205_Kucuk[1]
     
     
     
     
     
     
    207_Kucuk[1]
     
     
     
     
     
    2251yapraklarpi1[1]
     
     
     
     
     
     
     
     
     
     

    7406hadis2xm0[1]

     

     

     

    hadis29ll1[1]

     

                                                                                                                                                                                                                                                                          

                                     Allah%20ve%20Muhammed%20gif%20von%20www.karoglan.ka.funpic.de[1]

     

     

     

    y1piKkR0UjVMwdm5LIQVIN1d39x_jQ_60JzIWXT2rX0m2RA2YoxMrY72zENjK64ys4U_kAOttsiMZA[1]

     

     

    sehidan5sl8ddjh3ph6[1]

     

     

                                               200_Kucuk[1]

     

     

                                                                                                                       www8mv[1]

     

     

     

    204_Kucuk[1]

     

     

    y1pTdh1zLIMZ8Zm9TeSBYFR6G6MzxyFb6Y7GaTDY4jAIYZvt3nFNy3TrAn_NDIBiQIW4i0ZMZ4rJGo[1]

     

     

     

                                                                                                                        

    April 12

    test


     

      TEST

    KÜÇÜK BİR TEST !

    Japonya’da saygın bir firmada yönetim, işe girmek isteyenlere bir soru sormuş ve soruya en uygun cevabı veren kişiyi de işe almışlar.

    SORUNUN İLGİNÇLİĞİ, BU SORUNUN DOĞRU YA DA YANLIŞ CEVABININ OLMAMASI...

    İŞTE SORU :

    Yağmur bulutları apaçık çok şiddetli bir fırtınanın gelmekte olduğunu söylüyor ...
    Karanlık yağmurlu bir gece, şimşekler çakıyor, gök gürlüyor, tam bir fırtına var ve siz arabanızla gece saat 02:00 de yoldasınız.

    Genelde tek başınıza yolculuk yapıyorsunuz ve...

    O akşam da öyle yaparak ıssız bir yolda ilerlemeye başladınız...

    Arabanız 2 KİŞİLİK... Ve ilerde bir otobüs durağı görüyorsunuz.

    Arabanızla otobüs duraklarının yanından geçerken oracıkta bekleyen insanlar sizi hep hüzünlendirmiştir oldum olası...

    Çünkü otobüs durakları size geçmişinizi hatırlatmaktadır...

    Ve işte o yağmurlu ve fırtınalı gecede otobüs durağına yaklaşınca 3 kişinin beklemekte olduğunu fark ettiniz, bunlardan...

    Birincisi bir doktor, sizi daha önce geçirdiğiniz kalp krizinden kurtarmış

    İkinci kişi, çok yaşlı ve neredeyse ölmek üzere olan birisi.

    Üçüncüsü ise, hayatınızın rüyası, her zaman tanışmak istediğiniz birisi...

    HAVA GİTTİKÇE KÖTÜLEŞİYOR VE ARABANIZDA SADECE 1 KİŞİLİK YER VAR...

    BÖYLE BİR DURUMDA NE YAPARDINIZ SİZ OLSANIZ ?


    Hemen cevap vermeniz gerekmiyor düşünün unutmayın doğru ya da yanlış cevap yok sizin tercihiniz sadece...
    Görüşmeye girenlerin cevapları şöyle olmuş :

    A. Hasta adamı en yakın hastaneye g ötürürüm.

    B. Doktor daha önce hayatımı kurtardığı için onu alırdım.

    C. Manen düşünürsem tabii ki hasta adamı alırdım ama kendi geleceğim ve hayatım için her zaman tanışmayı istediğim bu kadını arabaya alırdım.

    GÖRÜŞMEYE GİRENLERİN % 90 I AYNI CEVABI VERMİŞ

    “ YAŞLI ADAMI ALIRDIM ”

    AMA BİR KİŞİ FARKLI BİR CEVAP VERMİŞ VE O KİŞİYİ İŞE ALMIŞLAR...



    İŞTE O KİŞİNİN VERDİĞİ CEVAP :
    Arabadan inip anahtarı doktora veririm, doktor benim hayatımı kurtardığı gibi yaşlı adamı da hastaneye yetiştirip hayatını iyileştirebilir. Böylece ben de hayatımın insanıyla otobüs durağında başbaşa kalır onu tanıma fırsatını yakalarım.

    BU ÇOK DA DÜŞÜNÜLMEYECEK BİR CEVAP DEĞİL AMA İNSANOĞLU BENCİLDİR VE HİÇ KİMSE ARABASINI VERMEYİ DÜŞÜNEMEMİŞ. YA SİZ
    April 03

    Türkiye

    6a82d9d035wv4bq0[1]
     
     
     
     
                                                                            Bayrak ateşi
     
     
     
     
     
     
     
    sehit9oc0oe22pj[1]
     
     
     
     
      HER ŞEY VATAN İÇİN!...
     
     
     
     
     
                               y1p78nofQMvkEsJ65mKjcIOB6Dk2n7KQOhN01ngDL0lPC1EhO-k9sEpTNcNu2KPXWev9QbH7kTaBD4[1]
     
     
     
     
     
     
                                                                                                                                           
    March 30

    ***

    *Dünya cennete göre zindan,
    cehenneme göre cennet gibidir...
     
     
     
    *İlim bir hazinedir
    anahtarı ise sorup öğrenmektir...
     
     
     
    *Hikmet on kısımdır
    bunun dokuzu susmaktır...
     
     
     
    *İnsanların kızgınlık anını
    görmedikçe itimad etmeyiniz...
     
     
     
    *Saçının  ağarmasından
    ibret almayana
    nasihat kar etmez...
     
     
     
    *Söylersen güzel söyle kötü söz
    kalsın mapus
    Ne söylediğini bil ya hayır söyle
    ya sus!..
     
     
     
    *20 sene bile çalışsan
    edep öğrenilmeden ilim öğrenilmez...
     
     
     
    *Kendi elinle bozuyorsun kendini
    yoksa halik güzel yaratmıştı seni!..
     
     
     
     
     

    *

    HALK İÇİNDE MUTEBER
    BİR
    NESNE YOK DEVLET GİBİ
    OLMAYA DEVLET CİHANDA
    BİR
    NEFES SIHHAT GİBİ...

    *

    Ey müslüman kıl namazı
    Çekme dünyanın nazını
    Yarın kılarım diyenin
    Dün kıldılar cenaze namazını...

    .

    japon atasözü